• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/dogansehiraktuelinternetgazetesi
  • https://twitter.com/DogansehirAktue
Münir TAŞTAN
haber@dogansehiraktuel.com
93 Muhacirleri derken
10/04/2013

93 Muhacirleri derken kim ne anlamaktadır? Bahsi geçen muhacirler nerelerden gelmişler, ne sebeple gelmişler, nasıl gelmişler ve neler yapmışlardır? 100 kişiye sorulsa, ancak 20 kişi cevap verebilir. Verilen cevaplarda tatmin edici olmaz sanırım. İşte bu soruların ışığı altında bismillah diyerek işe girişelim.

1293 (1877 – 1878) yılında Osmanlı ile Rusya arasında vuku bulan ve 93 harbi olarak bilinen

harp sonrası; Osmanlı ağır bir yenilgiye uğramış, yapılan Yeşilköy (Ayestefanos) Antlaşmasıyla, büyük toprak kaybına, yüklü bir harp tazminatına ve her şeyden önemlisi, onur, gurur ve manevi çöküntüye sebep olmuştur. Rusya’ya bırakılmak zorunda kalınan topraklar üzerinde yaşayan insanlar; evlerini, tarlalarını, dağlarını, ovalarını, ormanlarını, yaşamış oldukları acı – tatlı bir sürü anılarını orada bırakarak, hissettikleri dayanılmaz acılarını kalplerine gömerek, gözyaşları arasında terk-i diyar etmişlerdir.

Harp, hem doğuda hem de batıda aynı anda cereyan etmiş olduğundan, resmi rakamlara göre batıdan Balkanlara 200 bin, doğudan Kafkas yöresinden 82 bin muhacir, değişik tarihlerde, Anadolu’nun içlerine doğru yola koyulmuşlardır.

Gürcistan, Artvin, Kars ve Ardahan topraklarından ayrılan insanlar, yolda karşılaştıkları yakın komşu köy halklarıyla gruplar oluşturarak, hem otorite boşluğundan yararlanan eşkıya ve hırsızlardan korunmaya, hem de acılarını paylaşarak olanları unutmaya çalışmışlardır. Bazı yerlerde zorunlu molalardan sonra, uzun ve yorucu yolculuk boyunca, gruplardan kopmalar olmuş, yurdun değişik istikametlerine doğru yolculuk devam etmiştir. Bunun nedenine gelince; varılacak yerin neresi ve nasıl bir yer olduğunun bilinmemesidir. Acaba, hangi yöne gidilirse daha uygun bir yerleşim alanı bulunabilir? İşte bu düşünce, insanları böyle bir karar almaya itiyordu.

Orta Asya’dan kalkan savaşçı kabileler, bulundukları kurak yerleri bırakarak daha verimli topraklar bulup, oralara yerleşmek adına, batıya doğru akınlar düzenliyorlardı. Bu hareketlilik, milattan önceki yıllara kadar dayanıyordu. O yıllarda, batıya doğru göç edip, Kafkaslar bölgesinde yerleşik düzene geçen İskitler, Kimmerler, Kıpçaklar, zamanla dönemlerini noktalayıp tarihe karışırken, bu köklerden olan insanlar yaşamlarını bu bölgede çeşitli adlarla sürdürmeye devam etmişlerdir. O yörelerde yaşamakta olan Gürcü, Çerkez, Ahıska, Çeçen, Gagavuz v.s. adlarıyla anılan bu toplulukların kökenleri İskit, Kimmer, Kıpçaklara kadar dayandığı ileri sürülmektedir. Yaşam tarzları da bu yargıyı doğrulamaktadır.

Milattan önceki yıllarda hüküm sürmüş olan İskit ve Kimmerler ve milattan sonraki ilk yıllarda hüküm sürmüş olan Kıpçaklar cesur ve savaşçı insanlar olarak tarihe geçmişlerdir. Sadece erkekleri değil, kadınları da savaşlarda boy gösterirken görmekteyiz. İskitlerde yaşandığını gördüğümüz şu olay oldukça dikkat çekicidir. Savaşçı kadınlar kılıcı ya da herhangi bir silahı hangi eliyle kullanıyorsa, o kolun daha kuvvetli ve daha işlevsel olması için, sağ kolunu kullanıyorsa sağ, sol kolunu kullanıyorsa sol memelerini aldıklarını görmekteyiz.

İslamiyet’in ilk yıllarında ilahi bir dine sahip olmayan bu yöre insanlarını, İslamiyet’i, kılıçla ve baskıyla kabul ettirmek mümkün olmayınca, gönül insanları gönderilerek nasihat ve telkinlerle İslamiyet’i kabul ettirmek mümkün olmuş ve İslamiyet yoğun bir şekilde yaşanmaya başlanmıştır. Doğanşehir’e gelen muhacirlerden büyük bir kısmının molla, hoca ve hafız gibi din adamlarından oluşması, orada alınmış olan İslami yaşantıdan kaynaklanmıştır.

Kıpçak kökünden gelen Gürcü, Laz, Çerkez ve genellikle Ahıska’lı insanları birlikte hareket ederek, önce; Malatya Saman köy mevkiinde2,5 yıl kalmışlar. Sonra; araştırma sonucu daha uygun bulunan, etrafı surlarla çevrili, içinde sadece bir ailenin yaşamakta olduğu, sahipsiz ve ıssız bir yer olan Subatra diye anılan ve harabe halinde bulunan bu yere yerleşmeye karar vermişlerdir. 1885 yılında 120 hane olarak Viranşehir’e yerleşmiş olan ailelerden 30 hane burasını da beğenmeyerek bir kısmı memlekete geri dönmüş, diğer bir kısmı da Besni, Gölbaşı, Elbistan, Maraş, Dörtyol, Çorum, Yozgat gibi memleketin çeşitli yörelerine göç etmiş, geri kalan 90 hane de kalıcı olarak Viranşehir’e yerleşmiştir. Önceleri Sürgü Nahiyesine bağlı küçük bir köy iken, zamanla büyüyerek nahiye ve daha sonrada 1946 da kaza olmuştur.

Tren yolculuğu sırasında, halkın ısrarı üzerine Viranşehir’de trenden inen Başbakan İsmet İnönü, Viranşehir ismini uygun bulmayarak, buranın ismi Doğanşehir olmalı demesi ve halkında benimsemesi üzerine, o tarihten itibaren Doğanşehir olarak anılmaya başlanılmıştır. 1960 yılına kadar Doğanşehir, hemen hemen muhacir nüfustan oluşurken ve civar insanlarınca Muhacir diye anılırken, bu tarihten sonra, başka yörelerden göç almaya, buna karşın muhacir kesimden göç vermeye başlanmıştır. Şimdiki zaman itibariyle, Doğanşehir’de bir elin parmakları kadar az muhacir kesimden insan yaşamaktadır. Fazla değil birkaç sene sonra muhacir diye adlandırılan bu yerde, hiçbir muhacir kalmayacak sanıyorum. Yüz yıldan fazla burada günahıyla sevabıyla yaşam süren bir medeniyet, unutulup gidecek ve tarihe karışacaktır. Bu insanlardan biri olarak içinde bulunulan bu durum içimi sızlatmakta, bu kayboluşa gönlüm razı olmamaktadır. Acı – tatlı bütün anılarımla dolu çok sevdiğim bu yeri ve burada yaşamış ve yaşamakta olan insanların, zamanla unutulmaması adına, uzun süreli bir çalışma sonucu, nüfus bilgilerinden, ilçemiz yaşlı insanların anlatılarından ve kendi gözlemlerimden hareketle, ilk zamandan bu güne kadar yaşamış olan muhacir kesiminden kim kimdir? Kimin nesidir? Sosyal yaşantıları, anane ve görenekleri, yaşanmış ilginç olayları derleyerek, unutulmamak adına birer anı olarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Çalışmalarımda kendilerinden yararlandığım Yaşar Yaman, Metin Günaydın, Posoflu emekli öğretmen araştırmacı ve yazar Fehmi Bayraktaroğlu’na, nüfus bilgilerinin elde edilmesinde bana çok yardımı olan nüfus memuru M. Balaban’a fikir düşünce ve bilgilerinden yararlandığım büyüklerim Kamil ve Zihni Durdu, Mehmet Tekin, Nuri Yılmaz, Mehmet Yıldırım, Zeki Doğan, Servet Özbey, Beşir Taner, Fahri Yağcı, Vefa Erdoğan ve özellikle Vahit Doğana teşekkürlerimi borç bilirim.

Şunu da açıkça belirtmekte yarar görmekteyim. Ben ne bir hikâye ve roman yazarı, nede olayları gün yüzüne çıkaran bir araştırmacıyım. Bu konuda hiçbir iddiam yoktur. Verdiğim bilgilerde yanlışlıklar ve eksiklikler olabilir. Ancak, doğruları yazmak adına, uzun soluklu ve yorucu bir çalışmanın içine girdiğimden kimsenin kuşkusu olmasın. Sehven de olsa, olması muhtemel hata ve eksiklerden dolayı herkesten özür dilerim.

 

 

 

 

 Emekli Öğretmen

 Münir Taştan

 

Öncelikle, terk edilmek zorunda kalınan ve sonradan yerleşilen yerler hakkında bir sunum yapmak gerekecek.

 

TERK EDİLEN YERLER

Doğanşehir’e gelen muhacirlerin hemen hemen dörtte üçü Posof ve civar köylerindendir. En ağırlıklı olarak da Golishal ve Caborya’dan gelenlerdir. Bu köyleri sıralamak gerekirse; 1- Golishal(Gürarmut), 2- Coborya (Günlüce), 3- Sece, (Kurşunçavuş), 4- Şuvarskal (Gönülaçan), 5- Hünemiş (Söğütlükaya), 6- Cilvana (Binbaşı Emin Bey), 7- Sartel (Yaylaaltı), 8- Cacun (Uğurca), 9- Marsolat  (Arılı), 10- Hertüs (Sarıçiçek).

 

Posof daha önceleri Kars iline bağlı iken, sonradan il olması nedeniyle Ardahan’a bağlanmış. Gürcistana yakın küçük bir sınır ilçesidir. Evliye Çelebi Posof hakkında, seyahatnamesinde şunları yazmaktadır: Posthor kalası, Ahıska eyaletinde, sancak beyi tahtıdur. 1578 yılında Lala Mustafa Paşanın fethidir. 150 akçelik kazadır. Alaybeğisi ve çeribaşı vardır. Eskiden Şavşadistan’da iki tuğlu mimiran olmuştur. Çıldıra 7 saat kalıptır.

 M. S. 451 yılında Hun boylarından “boz-ok”uruğu, Ahıska ile Cin dağı arasında Çataldere’ye yerleşerek buraya poskh deresi adını vermiştir. En son poskhov olarak anılan bu yer, 1928 yılında yazı devrimiyle birlikte Posof olarak son şeklini almıştır. M. Ö. 331 – 371 yıllarında bu yörede Kimmer’ lerin hâkimiyet sürdükleri görülmektedir. Kimmer dili özelliklerinden olan “R” harfinin kullanıldığı kelimelerden bir önceki heceye alma örnekleri, uzunca yıllar devam etmiştir. Hatta Doğanşehir’e gelen bazı muhacirlerde de, kelimelerin bu şekilde kullanıldığı görülmüştür. Örneğin; ileri kelimesi ireli olarak, toprak kelimesi torpak olarak, köprü kelimesi körpü olarak kullanıldığı görülmektedir.

Posof dışında terk edilen yerler arasında, bir zamanlar Osmanlı’nın Karadeniz’de en önemli liman şehirlerinden Batum, ona bağlı Ahıska ve onun köyleri Gomora, Cağısman ve Lilvan, Artvin’in Şavşat ilçesine bağlı Posof’la sınır köylerinden Motka (Savaş), İmerhev (Meydancık) köylerini sayabiliriz.

1578 yılında III. Murat zamanında Lala Mustafa Paşa tarafından fethedilen bu yerlerin, kilise ve mezar kalıntılarından anlaşılacağı üzere, buraların önceleri Hıristiyan ailelerce iskân edildiği, bilahare Kuzey Kafkasya’dan Rus zulmünden kaçıp gelen Türk asıllı insanlarca kullanılmaya başlandığı görülmektedir. 1774 yılına gelindiğinde Rusya her bakımdan kendini Osmanlı ile savaşmaya hazırlamıştı. Üstelik Osmanlıda işler iyi gitmiyor, ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, karaborsacılık ve din bezirgânlığı almış yürümüştür. Osmanlıyı ayakta tutan ve onu yücelten ordusunun en önemli ve etkin gücünü oluşturan yeniçeri ocağı, eski özelliklerini kaybetmiştir. Lüzumsuz ve kifayetsiz ne kadar insan varsa, kimisi zorla, kimisi tavassutla, kimisi de rüşvetle ocağa doldurulmuştur. Dolayısıyla, bunlardan artık eskisi gibi verim almak olanaksızdır. Seferlere çıkmak istemezler, canları sıkılınca çorba içmeyip kazan kaldırırlar, bilinçli olarak yangın çıkarıp etrafı talan ederler, insanlara rahatsızlık verirlerdi. Durumun farkına varan II. Mahmut, bu ocağı kaldırmayı kafasına koymuştur. Osmanlıdaki bu olumsuzlukların farkında olan Rusya, hemen harekete geçmiş, batıda balkanlardan, doğuda Kafkaslardan hücuma geçerek hiç zorlanmadan, batıda Edirne, doğuda Erzurum’a kadar olan yerleri ele geçirmiştir. Yapılan Edirne barışı uyarınca bazı yerlerin kendine bırakılması şartıyla işgal etmiş olduğu toprakları terk etmiştir. Ancak, Batum ve Ahıska topraklarına el koymuş burada yaşayan insanların bir kısmı öldürülmüş, tecavüze uğramış, diğer bir kısmı da canını kurtararak Posof, Ardahan ve Şavşat’a kendini atmıştır. Yakalana özellikle erkekler, Sibirya içlerine sürgüne gönderilmiştir. Daha önce 1. Abdülhamit zamanında da Osmanlıya ağır bir yenilgi tattırmışlar, harp sonucunda yapılan küçük kaynarca antlaşmasıyla önemli toprak kazanımları elde etmişlerdir.

1853 yılında Osmanlı – Rus Kırım savaşı yaşanmıştır. Rusların her geçen gün güç kazanması 1774 ve 1828 yılında Osmanlıya ağır bir mağlubiyet yaşatması, İngiliz ve Fransızları ürkütmüştür. Zira Rusya, Osmanlı’dan boğazları alıp Akdeniz’e, doğu bölgesini de alıp Basra kanalıyla okyanusa açıldığı takdirde, Rusya’yı artık kimse durduramayacaktı. Zaten Rusya’nın eskiden beri, Birinci Petro’dan itibaren, böyle bir hülya kurduğu herkesçe malumdur. Oysaki Osmanlı’nın ahı gitmiş vahı kalmış, kimseye zararı dokunacak durumda değildir. İşte bu düşünce ile İngiltere ve Fransa, Osmanlı’ya hem borç para vermiş, hem de onunla birlikte hareket ederek, Rusya’ya ağır bir mağlubiyet yaşatmıştır. Bu durum Rusları Osmanlıya karşı daha bir kamçılamış ve kinlendirmiştir. Bunun intikamı mutlaka alınmalıydı.

Bütün bunları göz önüne sermekteki maksat, mademki Doğanşehir’e gelen muhacirleri mercek altına alıyoruz, onların göç süreçlerini aydınlığa kavuşturmaktır. Bütün bunlardan özetle şunları anlıyoruz. İlk önceleri III. Murat şark seraskeri Lala Mustafa Paşa tarafından, o zamana kadar Hıristiyan ailelerince kullanılan bu topraklar, 1578 yılında fethinden sonra, Türk ailelere iskân edilmiştir. Daha sonraları I. Abdülhamit ve II. Mahmut zamanında yapılan ve Osmanlının yenilgisiyle sonuçlanan harp esnasında olsun, bilahare 1853 yılında yapılan Fransız ve İngilizlerin Osmanlı ile birlikte hareket ettiği Rusya’nın yenilgisiyle sonuçlanan Kırım Harbinden sonra olsun, Rusların kuzey Kafkasya’da yaşamakta olan Türk asıllı Laz, Çerkez, Gagavuz, Ahıska ve Gürcü ailelere yapmış olduğu akıl almaz zulüm ve yıldırma politikaları sonucunda, canlarını kurtarabilenler güneye inip buradaki köylerde, yeni ilave mahalleler oluşturmuşlardır ve diğer insanlarla kaynaşarak 1877 yılına kadar birlikte yaşamışlardır.

Posof haricinde, Artvin (Livane) ilinin Hod (Ortalama) köyünden ve Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde Şavşadistan olarak geçen, doğa harikası Şavşat ilçesine bağlı, Posof’a sınır komşusu Motka (Savaş) ve İmerhev (Meydancık) köylerinden ve yeni ilimiz Ardahan merkezden muhacir aileler de aynı güzergâhtan geçerek Malatya’da diğer muhacir ailelerle birleşip, bilahare  Doğanşehir’e yerleşmeye karar kılmışlardır.

Gürcistan toprakları içinde bulunan liman şehri Batum ve kazası Ahıska köylerinden Kumara, Lilvan ve Cağımsan köylerinde ki bazı insanlar, Rus baskı ve zulmü üzerine, çok daha önceleri güneye inerek Posof’un değişik köylerine yerleşmişlerdi. 93 harbi sonunda bu yerlerden de ayrılmak zorunda kalarak, diğer Posof köylüleriyle birlikte muhacir olarak gelip Doğanşehir’ yerleşmişlerdir.

 



6461 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

93 Muhacirleri derken - 24/06/2013
Artvin’in Şavşat ilçesinin eski adı Motka yeni adı Savaş olan köy sakinlerinden Kanlı Kadir’in ki eskiden birini öldürdüğünde bu adla anılmaktadır,
93 Muhacirleri derken - 28/05/2013
Şu duruma dikkat çekmek isterim. Orta çağda Piskopos, Papaz ve Kardinallerin, Hıristiyanlık dinini kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak, ülkelerini karanlığa gömdüklerini, her bakımdan geri
REKLAM ALANI
REKLAM ALANI 1
Foto ve Video Galeri


Nöbetçi Eczane

Site Haritası
REKLAM ALANI 5