• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/dogansehiraktuelinternetgazetesi
  • https://twitter.com/DogansehirAktue
Hasan ÇELİK
hasancelikkafkas@gmail.com
TAŞ OCAĞI DEĞİL, “DERT” OCAĞI!
26/02/2021

İnsanın kâinat içerisinde ki değerini teolojik olarak ifade etmek istersek şüphesiz ki hepimizin sığınacağı en temel cümle şudur:  “İnsanoğlu Eşref-i Mahlûkattır” yani “Yaratılmışların en şereflisi”…  

 

Peki, neden onca yaratılan varlık varken, insanoğlu bu yaratılmışların içerisinde “En şerefli varlık” payesiyle muhatap edilmiştir?

 

Çünkü tüm yaratılmışlar içerisinde bir tek insanoğluna “düşünme” yetisi verilmiştir. Demek ki insanoğlu “düşünebildiği” için cümle yaratılmışlardan daha değerli veya üstün görülmüştür.

***

 

İnsanoğlu, yaşadığı gezegende doğa ile sürekli bir ilişki içerisindedir. Bugün birçok teknoloji ile de doğaya hâkim olma veya doğayı kontrol altına alma mücadelesini sürdürmektedir. Öyle ki doğal olaylara ve özellikle de iklimlere müdahaleyi bir savaş stratejisi olarak kullanabilmektedir. Bu adı konulmamış savaş stratejisine de Amerika Birleşik Devletlerinin kullandığı ve bu alana milyarlarca dolarlık yatırımlar yaptığı HAARP teknolojisini örnek olarak gösterebiliriz. Şüphesiz ki Amerika'nın karşısında var olmayı ve yeni dünya düzeni içerisinde de “oyun kurucu” olmaktan vazgeçmek istemeyen Rusya’nın da bu alandaki teknolojiler üzerinde yoğunlaşmış olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

 

***

 

Bu ve benzeri teknolojilerin kullanımı insanoğlunun doğa ile olan ilişkisinin de en korkunç tablolarından birisidir. Düşünsenize, örneğin Amerika kendi stratejik hesaplarına uymayan bir ülkede kasırgalar veya yapay depremler yaratabiliyor... Daha açık ifade edersek; yağan yağmurun veya esen rüzgârın “sahibi benim” diyebiliyor ve o ülkeyi iklim felaketleriyle dize getirip, ekonomik buhranlarla karşı karşıya bırakabiliyor. Tek bir mermi atmadan ve savaş yapmadan (!) kendi egemenliğinin gücünün siyasi sınırlarla çizilemeyeceğini dünya nizamına gösterebiliyor.

 

***

 

Ülkemizin doğa ile mücadelesi veya geçinmesi ne durumdadır, bizler de yaşadığımız doğaya/coğrafyaya karşı acaba merhametli miyiz?

        

Ne yazık ki ülkemiz, yaşadığı coğrafyaya karşı merhametsizlikte ve doğal kaynakların heba edilmesi konusunda çok azimli!

        

Ülkemiz de sürdürülebilir veya yenilenebilir enerji yatırımları çok yetersiz. Bırakın uluslararası alan da söz sahibi olmayı, henüz ulusal sınırlar içerisinde bile buna dönük planlamalar veya ayakları yere basan ciddi politikalar belirlenmiş durumda değil.

 

***

 

        

“Yaratılmışların en şereflisi” olan insanoğlu yaşadığı doğaya ve ekolojik sisteme karşı duyarlı olmalıdır, en azından bize böyle bir tavır yakışır! Kurdun veya kuşun ya da bir karıncanın bile “yaşama hakkı” vardır! Ve bu hak insanoğlunca çiğnenmemelidir!

 

***

 

        

Şimdi gelelim doğaya karşı sergilediğimiz asi tavrımızın en büyük örneklerinden birisi olan “taş ocakları” meselesine...

        

Taş ocakları ile ilgili tespitlerimi sadece yaşadığım coğrafya olan Malatya ile sınırlandıracağım. Malatya örneğini Türkiye geneline vurduğunuzda zaten akıbetin pek de hayra gitmediğini görebilirsiniz.

        

Yol yapımından konut inşasına kadar birçok sektörü besleyen iş alanlarından birisi de taş ocağı sektörüdür. Bu sektör, taşın çeşitli aşamalardan geçirilerek veya kırılarak bir “ürüne” dönüşmesi süreçlerinin tümünü kapsamaktadır.

        

Bu işlem süreçlerinde yer zeminine çeşitli kanalların açılması ve bu kanallar aracılığıyla da patlatmalar yapılması söz konusudur. İşletmeye açılan alan ve bu alanın kullanılmasına dair belli bir mevzuat matbu olarak evraklarımız arasında duruyor. Taş ocaklarının açılabilmesi ve işletilebilmesi ise başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ve diğer kamu idarelerinin kontrolündedir. Maden sektörünün olmazsa olmazları arasında yer alan ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) Raporu alma şartı, taş ocakları içinde bir zorunluluktur!

        

Peki, bu alanda yatırım yapan ve taş ocağı işleten şirketler söylediğimiz tüm bu “hassasiyetlere” uyuyorlar mı?

        

Dilerseniz örneklerimizle taş ocaklarının nasıl “dert ocaklarına” dönüştüklerini veya dönüşebileceklerini anlatalım:

        

Malatya’nın inşaat sektörü alanında ki en büyük şirketlerinden birisi ve farklı illerde de beton santralleri bulunan bir şirket, çok değil Malatya şehir merkezine 30 km.lik bir mesafede taş ocağı işletiyor. Peki, bu şirket doğaya karşı duyarlı mı veya mevzuatta yer alan şartların gündelik hayatın içerisinde bir karşılığı var mı?

        

Elbette ki hayır!.. Bugün Cumhuriyet Örnek köy merkezli ve halkın diliyle Çerkez Yazısı denilen geniş tarım arazilerinin en büyük sorunu şüphesiz ki sulama sorudur. Çat Barajının çok geç faaliyete geçirilmesi bölgede ki tarımı son yıllara kadar hep olumsuz etkiledi. Son 5-6 yıldır ise bölgeye Çat Barajından kapalı sistem üzerinden su verilmektedir. Tabi bazı dönemlerde kuraklıklardan dolayı o su da verilemedi. Sulamayla ilgili yaşanan bu gibi istikrarsızlıkların neticesindeyse çiftçiler, çözüm olarak yer altı sularından yararlanmayı tercih etmişlerdir. Ve bölgede birçok sondajın vurulduğunu, mevcut bahçelerin büyük bir bölümünün de bu sondajlarla yeşertildiğini biliyoruz. Ancak geçmiş yıllarda ki 50 bin tonluk kapasite kullanımını 700 bin tonu geçecek şekilde kullanmayı talep eden ve bu amaç içinde bürokratik ilişkilerini (!) kullanan bu şirket ve aynı bölge de faaliyet gösteren diğer 7 şirketin, ÇED Raporlarını hiçe sayan tavırları ve kontrolü aşan şekilde patlatma yapmaları bölge halkını ve bölgede ki su kaynaklarını olumsuz yönde etkilemektedir. Şöyle izah edersek, mevcut durumu abartısız anlatmış oluruz. Akşamdan çalıştırdığınız sondajınızda ki su normal litresinde akarken, patlatmalardan dolayı o suyun azaldığını ve çoğu zamanda kuruduğunu gözlemleyebilirsiniz. Ya da patlatmalardan dolayı o bölgede 3 veya 3,5 şiddetinde bir depremin meydana geldiğini rahatlıkla hissedebilirsiniz. Ki bunlar kayıtlı olan verilerdir. Bu kontrolden çıkmış tahribata bir örnek daha vereyim, Kırlangıç köyünde ki bir inanç merkezi olan Hüseyin Doğan Dedemizin türbesinin duvarlarının bu şiddetli patlamalardan dolayı çatladığını söylemek de mümkündür.

        

Yine Doğanşehir'e bağlı komşu köylerimiz olan Eskiköy ve Kelhalil’den örnek verelim... Eskiköy yolu üzerinde açılan taş ocağı daha bir kaç yıl öncesine kadar Elazığ’dan getirilen madenin yıkanması ve ayrıştırılması için kiralanmıştı. O bölgede ki sondajlardan sular çekilerek maden yıkanıyor ve tırlarla Gölbaşı ve İskenderun’a sevk ediliyordu. Neticede bölgedeki sular yetmedi ve birçok sondaj da kuruma noktasına geldi. Sondajlarını işletmecilere kiralayan çiftçilerin sonradan ne çok pişman olduklarına bizatihi şahitlik ettim. O da yetmezmiş gibi madenin yıkanmasından sonra kirlenen sular ise orman sahasına akıtılmıştı. Sonra bölgeye, Kelhalil’e yakın ve eski orman gözetleme istasyonunun hemen üstüne yeni bir taş ocağı açıldı ve bugünde orada, hem de ormanın tam ortasında söz konusu taş ocağı halkımıza hizmet (!) vermektedir. Sonuçta Hanpınar Ormanının içerisinde şu anda iki tane aktif olarak çalışan taş ocağı var. Ve o taş ocaklarının tozları ormana ciddi anlamda zarar veriyor. Düşünün ki yetişkin bir ağaç ortalama olarak günde 72 insanın ihtiyacını karşılayacak miktardaki oksijeni üretebiliyor. Bizler ise bize yaşam kaynağı olan oksijeni üreten ağaçlarımızın oksijen almasını “toz bulutları”” sayesinde engelliyoruz ve o ağaçların kurumalarına da usul usul tanıklık ediyoruz. Üstelik her patlatmada da Kelhalilli yurttaşlarımıza birer “deprem tatbikatı” yaptırdığımızı da ayrıca belirtmek istiyorum!

 

***

 

        

Şehrimizin idarecilerine hatırlatmak isterim ki “geleceği korumak” hepimizin sorumluluğudur. Ancak idari sorumluluğu olan sizlerinse en büyük sorumluluğu bu olmalıdır. Şimdi mevcut ruhsatların nasıl verildiğini ve kimin hangi kapasitede nasıl üretim yaptığını bir gözden geçirin! Dağına, taşına, ağacına ve suyuna sahiplik etmeyen yöneticilerin "vatan sevgisine" inanmadım-inanmayacağımda!.. Üretime-çalışmaya elbette sözümüz yok ama doğayı katletmeden ve suları kurutmadan üretemeyiz mi? Ya da bu kadar vahşice ve kar amaçlı olmadan “insani” ölçülerde ülkemizi güzelleştiremez miyiz? Evreni-ekolojiyi ve bize yaşam olan tüm doğayı dost edinmek varken, kendi evimizi yine kendi elimizle ateşe vermek niye?

 

***

 

        

Zaman gösterdi ki “Başımıza taşlar yağacak” deyimini geride bıraktık, artık “Başımıza taşlar değil, kayalar yağıyor” dersek yeridir. Ne olur, taş ocaklarını “dert ocakları” olmaktan çıkarın ve şu memleketin güzelliklerini “rantlara” kurban etmeyin!..

 

         NE OLUR!!!



434 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

YOL AYRIMINDA SEMÂHA DURMAK: BU DÖNÜŞ NEREYE? HAKK İÇİN Mİ, SEYİR İÇİN Mİ? - 12/11/2021
Hasan ÇELİK E-posta: hasancelikkafkas@gmail.com
Destan Duru İçin Bir Umudun Nöbetini Tutmak - 12/09/2021
Hasan ÇELİK E-posta: hasancelikkafkas@gmail.com
Alevilikte Nevruz: Velâyet Kandilinin Sönmeyen Nurudur Ali - 21/03/2021
Hasan ÇELİK E-posta: hasancelikkafkas@gmail.com
ALİ’DEN NASİPSİZLER! - 17/03/2021
Hasan ÇELİK E-posta: hasancelikkafkas@gmail.com
ALEVİLİKTE HIZIR ORUCU VE LOKMASI - 06/02/2021
Hasan Çelik E-posta: hasancelikkafkas@gmail.com
HAZRETİ HIZIR’I TANIYAMAMAK VEYA ALEVİLİĞİ KENDİ DEĞERLERİNDEN KOPARMA ÇABALARI: “ALİ’SİZ ALEVİLİK” - 05/02/2019
HAZRETİ HIZIR’I TANIYAMAMAK VEYA ALEVİLİĞİ KENDİ DEĞERLERİNDEN KOPARMA ÇABALARI: “ALİ’SİZ ALEVİLİK” SÖYLEMLERİNE DAİR BİR KAÇ NOT
Kerbelaʼdan ‟Körˮbelaya - 22/09/2018
Kerbelaʼdan ‟Körˮbelaya
ALEVİLİK ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ ÜLKEMİZ İÇİN HAYIRLI OLSUN - 08/07/2018
ALEVİLİK ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ ÜLKEMİZ İÇİN HAYIRLI OLSUN
AYDINLANMA: BEYİNLERLE OLUR, BÜYÜMÜŞ BEDENLERLE DEĞİL! - 23/06/2018
AYDINLANMA: BEYİNLERLE OLUR, BÜYÜMÜŞ BEDENLERLE DEĞİL!
 Devamı
Nöbetçi Eczane
Doğanşehir nöbetçi eczane listesi
REKLAM ALANI
REKLAM ALANI 1
Foto ve Video Galeri


Site Haritası
REKLAM ALANI 5